sade tasarımıyla gözü en az yoran, boktan içeriğiyle beyni hiç yormayan blog ödülü - 2009

18 Temmuz 2011 Pazartesi

kedi fenomeni



beni bloga yazı yazmaya iten en önemli etken ara sıra geçirdiğim sinir buhranlarım sanırım. bunların sebebi de bazı şeylere bir türlü anlam veremiyor olmam. mesela neden bütün kitapçılarda edith piaf çaldığı benim kafamı o kadar kurcalıyor ki sırf kitap almaya gittiğim zaman kullanmak için 2. el ipod aldım, içinde limp bizkit, ismail yk, sean paul, serdar ortaç falan var. hiç bozmadım da içeriğini; michel foucault'nun fransızca kitaplarından latin amerika sömürge mimarisi üzerine yazılmış kitaplara kadar türlü entel reyonunu incelerken bile beynimin içinde "laylaylom galiba sana göre sevmeler" mısrası yankılanabiliyor. böylelikle edith piaf tehlikesini atlatmış oldum. kaldırım serçesiymiş falan, beni hiç ilgilendirmiyor zira. işte bunun gibi anlamsız bir sürü şey var. yine aynı şekilde uzun zamandır kafamı kurcalayan bir olay vardı. son zamanlarda türk insanının bir bölümünde yeni yeni şeyler moda oldu. bunlardan bence içinde bulunduğu context ile en alakasız şekilde kullanılanı kedi fetişizmidir. saçını saçma bi renge boyatan, dama desenli şeyler bulup giyen, üstüne bir de blog çakan herkes ama herkes, bir kısmı falan değil, hepsi birden, top yekûn kedi manyağı oluverdi. kesinlikle anlamakta güçlük çekiyorum: kendilerini kediyle özdeşleştirmeler falan. bohem bohem kedi görüntüleri, rutubetten duvarının boyası akmış evlere bir özlem, kitap okurken fotoğraf çekilmeler...

yemin ediyorum, üzülmesem hiç bahsetmem bu konulardan. insanın yakın çevresindeki arkadaşları da yavaş yavaş bu akıma kapılmaya başladığı zaman insan öylesine üzülüyor ki, çareyi ancak yazmakta buluyor. yazmasaydım kafayı yiyecektim! şaka tabii, ben o kadar bohem değilim. benim de odamda kitap ve makale gökdelenleri var, küf mantarlarının galaktik formasyonda dizildiği çay fincanlarım, içine hamamböceği girdiğini hiç görmediğim ama içinden hamamböceği çıktığını çok gördüğüm lahmacun kutularım falan var, benim de odamda rutubet var ama hiç kendimi kedi ile özdeşleştirmedim. belki de televizyonda gördüğüm şeyleri gerçek sanmadığım içindir bilmiyorum, ama kedilerle aramda birçok fark olduğuna inanıyorum. işte buna inanmayan çok fazla insan var ve bunlar eskiden böyle değildi. eskiden de böyle olanları biliyoruz. mesela çok hörmetli merope'u tenzih ederim. neden? zaten kendisini tanıdım tanıyalı kedileri sever, okur yazar bir insandır ama bohem eğilimleri yoktur falan. bu yüzden popüler oldu diye yapmadığını biliyoruz diyelim.

işte buradan hareketle, artık zamanı geldi ve sormak istiyorum: neden bohem yaşam, edebiyat, etnik müzik ve kedi? daha doğrusu neden kedi? kedi nasıl oldu da bu kadar kültürel bir öğe haline geldi merak ediyorum. ben bohem olsam küf mantarı beslerdim, zaten pisliğin içinde çıkıyor bi süre sonra. anlamadığım şey, kedi fotoğrafları çekip binbir türlü filtreden geçirmek falan... noluyor kızım? noluyor oğlum? nedir bu kedi fetişizmi? sen kitap okumaya başladıktan sonra böyle oldun. bence kedileri hayatımızdan atalım. illa kitap okuyacaksak da size kitap bile öneriyor rukneddin amcanız: derrida'nın the animal that therefore i am veya thomax huxley'nin on the hypothesis that animals are automata adlı yapıtları size kesinlikle insan/hayvan ayrımı konusunda belirli ipuçları vereceği gibi, obje olan hayvanın nitelikleri hakkında kafanızda oluşan bulanıklığı giderecektir. hatta tam şu satırları yazdığım sırada, inanması güç ama facebook'ta bir arkadaşımın arkadaşının profiline girip resimlerine bakıyorum ve nedense gördüğüm manzara beni hiç şaşırtmıyor:

 

bakınız efendim, resimlerini kategorize ettim: sağ alt köşesine kırmızı nokta koyduklarım grotesk; yeşil nokta koyduklarım bohem; pembe nokta koyduklarım ise kedi. kavramsal sapkınlığı daha rahat görmemiz açısından şöyle bir dizilim ortaya çıkıyor: grotesk - grotesk - grotesk - bohem - bohem - bohem - bohem - kedi - kedi - grotesk - grotesk - karikatür - bohem - kedi - kedi - bohem. bi dakika yahu, nasıl yani? şimdi kedinin burda ne işi var? kediler bizim haberimiz olmadan william burroughs falan mı okuyor? bira içip seks mi yapıyorlar? bütün bunların zavallı kedilerle ne ilgisi var güzel kardeşlerim? valla ne diyeyim? sike sürülcek mantık göremiyorum bazen.

ha buradan hareketle vay efendim rukneddin kedilere mantıksız dedi, vay efendim obje dedi falan diyenleriniz çıkacaktır. ben sadece şunu anlatmaya çalışıyorum: sırf suratı, salak hareketleri falan insanı andırıyor diye kedi sevmek çok aşağılık bir tavır. neden balina sevmiyoruz mesela? veya neden gergedan değil de kedi? veya köpek? evde beslenebildiği için mi? böcek de besleyebilirsin, onu neden sevmiyorsun? bence kimse yanıma gelip de şöyle hayvanseverim, böyle grinpisçiyim demesin lûtfen. evde böcek görünce nasıl canice katlettiğinizi çok iyi biliyorum ve birçok defa da gördüm. umarım yanarak ölürsünüz, bir sabah uyandığınızda gregor samsa, öbür sabah uyandığınızda şahin k olursunuz, bohemlikten götünüzde çıban çıkar, kısa parlemente zam gelir de lucky strike içersiniz. inşallah olur bunlar.

aylar sonra gelen edit: son cümlemi okuyun lan! okuyun son cümlemi! beni bedduaya zorladınız ve parlement 10 lira oldu. allah hepinizin belasını versin kedici kızlar

7 yorum:

Merope dedi ki...

kedi sevgisi yıpranmışlığın doymuşlukla buluştuğu noktada ortaya çıkar. bir süre sonra sen kediyi sevmezsin kedi seni sevmeye başlar. sen kendin dahil herkesi sevmeyerek çıktığın bu yolda topluma yabancılaşırken, hayatla arandaki bağ kumda kedi boku küremekten ibarettir. sonra bir bakmışsın, kedi kasabın çırağına kaçmış.
onca YAŞANMIŞLIK isyan ettirir insana... kedilere de lanet edersin insanlara da..öeh.

Rukneddîn Cevdet Kekremsi dedi ki...

tabii canım sevelim kedileri, sevip sayalım, yavruları olunca önce sayıp sonra seviyoruz zaten ama bu ilgiyi diğer hayvanlara da göstermeyelim mi yani? hadi onu da geçtim, kedileri tikiliğimizin yapmacıklığımızın sembolü haline getirmeyelim, değil mi ama?

Adsız dedi ki...

naberrr huuu rüstem!!!!!!1

uçak bileti dedi ki...

Kaliteli ve özgün paylaşımlarınızdan dolayı sizlere teşekkür eder başarılarınızın devamını dilerim. Blogunuzu yakından takip ediyorum.

Rukneddîn Cevdet Kekremsi dedi ki...

yalancıyı?

unaid dedi ki...

yakından takip derken ?
hacı yalnız bravo 1 yıl sonra okusam da hala eksiği yok fazlası da olmayabilir gerçi..
ama eserin 1 yıl süre zarfında değerlendirirsek ölümsüz gibi gözüküyor..
seneye, o dönemki trende göre eserini tanımama ihtimalim olsa da, en azından uzun süre raflarda yerini aldı derim kendi adıma..
başarılı erken gözlem kabiliyetin yadsınamaz bence..

Rukneddîn Cevdet Kekremsi dedi ki...

vay efendim, ben bu yorumu nasıl görmemişim acaba? teşekkürler