sade tasarımıyla gözü en az yoran, boktan içeriğiyle beyni hiç yormayan blog ödülü - 2009

2 Ağustos 2009 Pazar

pazar günleri yayınlanan çocuk filmleri

bilmiyorum bu olayı fark eden / bilen var mıdır ama pazar günleri yayınlandığından mıdır bilinmez, dünyanın en iğrenç, en sıkıcı şeyleridir bu pazar günü çıkan çocuk filmleri... genelde boyundan büyük işler yapan bir çocuk vardır ve %95 hayvan gibi bilgisayar kullanır... bildiğin 9 yaşında bebe pentagon senin fbi benim siteleri hackler, bilgiler aşırır falan filan... bir de illa ki konu olması için bir çatışma olacak ya o da kendi çapında olur hep. şeytani bir komşu falan vardır ve çocuğun planlarını bozmak ister. yazarken bile adeta iğreniyorum yau!! ben bunları küçükkene kanal değiştirirken görürdüm de gördükçe üzülürdüm atarisi olmayıp da bunu seyretmek zorunda kalan çocuklar var diye... ciddi anlamda üzülürdüm yani o küçük bmx'lerine binip de yollardan geçemeyen dev gibi lincoln navigator'ları kovalayan çocuklar olduğuna inanıyorlar diye... bir de bu filmlerin hepsinin sonunda çocuğun oturduğu, "suburban" diye tanımlanabilecek bahçeli, nezih evinin önüne polisler dolar ve polisler hep her şey olup bittikten sonra gelir. ayrıca o evi uzaktan çekerler ve polis sirenleri falan görünür evin önünde... allah kahretsin yahu kanal sahipleri size sesleniyorum! yayınlamayın artık böyle şeyleri be!! bi manyak nesil yetişti sizin yüzünüzden... küçücük çocuklar sanıyor ki sınıfta her dersten A+ alacaklar, komşularından şüphelenip derin dondurucularından ceset çıkaracaklar! yok öyle şeyler be... terledim yahu

1 Ağustos 2009 Cumartesi

sanırım bize bir şey anlatmaya çalışıyor

artık windows bana ciddi ciddi düşman oldu. her dakika yavaş çalışıyor, ota boka hata veriyor, sabır sınırlarımı zorlamak için her imkanı değerlendiriyor! bakın şu densizin imlecine!!

nasıl bir toplumsunuz lan siz?

bir sünnet davetiyesi saçmalığı vardır. şimdiye kadar herkesin başından geçmiş veya çoğumuz şahit olmuştur sanıyorum. genellikle davetiyenin kapağının ön yüzünde, attan üstü açık arabaya kadar nedense bir vasıtaya binmiş, o yaşta mahallede gün aşırı kavga edip tanımlayabildiği her şeye söven (geçen yıl bir çocuktan "bokuna sıçarım" diye bir küfür duydum ona dayanarak söylüyorum) erkek çocuklarıyla ne görüntü ne de ifade itibariyle hiç alakası olmayan naif mi naif, al yanaklı kiraz dudaklı tipler olur. ilginç olansa bu tiplerin bazen buldozer, atv gibi tiple hiç alakası olmayan vesait üstünde çizilmiş figürlerinin olmasıdır. biri bana bunu açıklayabilir mi? beygirmiş 4x4'müş geçtim de neden illa ki bir vasıta? sünnet > erkek olmak > alman idealizmi > modernitenin alman toplumu ve daha sonra avrupa üzerindeki maskulen etkisi > sanayileşme > mekanikleşme > 4 tekerlekli araç şeklinde bir ilgi kurmak istiyorum ama o da çok zor geliyor. belki de sadece arabaların, tasarımları gereği, fallik cisimler olmasının sonucudur, bilemiyorum ama sünnet olmakla araç kullanmanın alakası nedir yani? erkek olmanın belirtisi araba kullanmak mıdır? tamam, erkeklerin bu konuda doğuştan yeteneği vardır ama formula 1 pilotları içinde 1 tane müslüman ve dolayısıyla sünnet olmuş olma ihtimali bulunan adam yok! buna ne demeli? hadi ona da matbaacılar birliğinin veya bu işte standartları kim belirliyorsa onun bok yemesi diyelim. sünnetlik kıyafet satan yerlere ne oluyor ulan? o davetiyelerdeki tipleri birebir hayata geçirip modelini çıkarmışlar ve vitrinlere koyuyorlar! balistik jel gibi bir maddeden yapılma beyaz suratlı insanlar, al yanaklı falan, yüzlerde bir şebek sırıtışı, elde ne işe yaradığı asla anlaşılamayacak olan bir asa, ilginç bir kostüm öylece mal mal alıcıların yüzüne bakıyor vitrinlerde. alıcılarınsa zaten o soytarı kıyafetinin içinde çocuklarının ne kadar muhteşem duracağını hayal etmekten gözü dönmüş...

ayrıca ebeveynlerin neden çocuk daha yeni doğmuşken bu işi bitirmek yerine eşşek kadar olmasını beklemesinin gerekçesini bizzat kendi anne babamdan duydum ve şoke oldum: "çocuk da hatırlasın istedik!" tamam sen istedin de çocuk hatırlamak istiyor mu bakalım?! ben hayatımda o kadar utanç duymamıştım. sanki çok matah bir bok yiyormuşuz gibi bir de süslü püslü kıyafetler, ev desen bir kaos ortamı, sürekli en mutlu günüm olduğunu iddia eden insanlar... en mutlu günümde atari oynayamayacaksam neye yarar lan o gün? ben de tabii, çaresiz, mahalledeki çocukların deneyimlerini almak için dışarı çıktım. gelen cevaplar tabii korku düzeyini tavana vurdurur nitelikteydi. usturalar, satırlar, kanlar, etrafa sıçrayan et parçaları... bunlardan da korkunç olanı ise doğru olan tek deneyimdi: sünnetçinin kadın olması!

peki neden bu konu?
dün eve bir davetiye geldi... içinde yazanları ve kapağını koyuyorum ve siz karar verin.


bakın bu davetiyenin ön yüzü. kırmızı ve mavi atv'lere binmiş 2 çocuk var ve yüz ifadeleri az çok seçiliyordur... ayrıca mavi çocuk elini kaldırmış, varoluşa hesap sorar gibi ama nedense yüz ifadesi son derece hoşnut! bir de arazi şartları için üretilen tekerleklerle kesik çizgili asfalt yol arasındaki uyumsuzluğa dikkat çekmek isterim ama o sadece küçük bir mevzu...

tamam bunu geçtik diyelim.


asıl davetiyede yazanlara dikkat çekmek istiyorum:

oğuzhan ve arda diyor ki:
sünnet sünnet dediler
başımızın etini yediler
sünnet olmazsanız size kız yok dediler
işte sünnet oluyoruz. bu mutlu günümüze
bizi seven herkesi bekliyoruz
lan bunlar 7 yaşında çocuk! nereye söylüyorlar böyle şeyleri? 2 dakika espri yapmayın be! madem yapıyorsunuz başkasının üzerinden yapmayın. ayrıca sünnet olmazsanız size kız yok da ne demek? ben size bu cümleyi daha net bir dile çevireyim

oğuzhan ve arda kendi aralarında konuşuyor:
o: bak bilader, şu yaşa (7) geldik hala tık yok... biz ne zaman (seks) yapacağız ulan?
a: sorun nerde inan ki anlamıyorum abi...
o: sorun sünnet olmamız olabilir mi acaba lan? bu yüzden mi kimse bize (kız) vermiyor acaba?
a: bilmem ki... olabilir mi dersin? ben de bazen düşünüyorum ama... yok yok olamaz heralde
o: bence bu yüzden...
a: abi o zaman tez elden bir davetiye hazırlayalım ve sünnet olma gerekçemizi yazalım
o: haklısın valla

desteğiniz için teşekkürler abiler ablalar

bilgisayarımı yeniden hayata döndürme sürecinde blogdan uzak kaldığım sıra blogdan desteğini çekmemiş, başta merope, piedra ve ramazan olmak üzere (evet, bücür cadı isimleri gibi merope, piedra ve sonunda yağız deliganlı ramazan!) herkese teşekkür ediyorum ve bilgisayarımın ilk hali ve son halinin fotoğraflarını koyarak feel the difference demek istiyorum. ayrıca şu anda babam internetten radyo dinlerken duydum ki hakan aysev operayı bırakmış ve türk halk müziği gibi ilginç bir türe yönelmiş. sanki pavorotti kubatla düet yapıyor! böyle korkunç bir şey olmuş...

neyse bilgisayarımın resimlerini de upload edeyim deee tam olsun!

işte bilgisayarım bundan(dı)


önce monitörünü çatlattım, daha sonra tamire götürdüm ve monitörün yapılamayacağını söyledikleri yetmezmiş gibi klavyeyi de işlevsiz kılmışlardı. touchpad de zaten sallanıyordu ve bunlara çözüm olarak harici monitör, harici klavye ve maus kullanmak zorunda kaldım. ortaya böyle bir sonuç çıktı (bu arada monitör 15 inç) email adresime bir gün enlarge your display diye bir mail gelirse direkt açmayı düşünüyorum büyük bir ekrana muhtacım

26 Şubat 2009 Perşembe

bir qdb bombası daha

There were 2 people on a boat: /hop and /quit. /hop got off, who's still on the boat?
* nipple_frog has quit IRC

6 Şubat 2009 Cuma

yapılan her resmin sürrealist olması

resim yeteneğinden zerre kadar nasibini almamış, düz çizgi çekmekten aciz kimselerden resim çizmesi istendiğinde oluşan durumdur. şahsımın başına lise 1 ve 2'deki resim derslerinde çok gelmiştir bu olay. hoca resmen bizden rönesans sanatı istemektedir. natürmortlar, gölgelendirmeler, o renkler ve şekiller arası ahenk, barok tasarımlı binaların ihtişamlı sütunları, o bireyin şehir hayatındaki postmodern yalnızlığının tinsel yansımalarının tikelliği falan derken başımız dönmüştür adeta... sanki yabancı dil bölümü değilizdir de türkiye'de modern sanat aydınlanmasını başlatacak kişilerizdir.

hoca rönesans gazını verdikçe kafamda ihtişamlı manastırlar falan belirmekte, alleluia sesleri yankılanmaktadır. sonuçta bu gelen ilhamla içimden kucağında isa'yla meryem ana çizmek gelmiştir. radikal islamcı dedemin beni bu resmi yaparken görse direkt yaradana sığınıp boynuma baltayı indireceğini göze alarak resimi 5 düşürme hesaplarıyla böylesine etkileyici bir resim yapmak aklıma gelir. kafasının çevresinde halka olan insanlar falan... artık o hocanın verdiği gazla ecce homo mu mona lisa mı diye de tereddüte de düşmemiş değilimdir o dönem.

derken evde oturdum ben tabii önce ansiklopedilerden yapmayı düşündüğüm resmi buldum falan ama baktım ki zor. (bkz: ya ne olacağıdı) sonra, övünmek gibi olmasın en baba ortalamaya sahip 3 ders olan ingilizce, almanca ve edebiyat sınavlarından 15 dakikada çıkıp 95 - 100 arası almamın aklına gelmesiyle işi biraz savsakladığımı itiraf etmeliyim. bir yandan da ulan nasıl olsa resim dersi ne olursa olsun 4-5 alırız diye düşünerekten otoritelerden pek de tam not almayacak bir isa resmi yaptım.

çalışmaların verileceği gün resmi götürdüm okula tabii ama bir sorun var gibiydi. bütün sınıfın resimleri sanki aralarında sözleşmişler gibi kase içinde elma, armut falandı. allah allah bir ben mi böyle bir şeye giriştim diye merak ederken hocanın zaten o konseptte bir şey istediğini söylemesiyle yıkıldım. belli ki hoca fransızca olduğunu sandığım bir terim söyleyince ben resim sanatının dehlizlerinde boğulmuş, söylemediği şeyler çıkarmıştım. hoca resme sadece 1 kez bakıp çizdiğim şeyin berbat olduğunu söyledikten sonra bana 5 dakikada natürmortun ne demek olduğunu anlattı ve 5 gün süremin olduğunu söyledi.

2 günde, lisede yapı ressamlığı bölümü mezunu olan babamın da yardımlarıyla, kase içinde meyveler çizmeyi başarmıştım. en azından başardığımı sanıyordum. resmi okula götürdüm ve hoca saatlerimi harcadığım resme hiç emek harcamadığımı söyleyip bana son bir şans verdi. şimdi o resimdeki ince uzun elmaları gördükçe kadına hak vermeden edemiyorum.

karneyi 5.00 getirmek için her ders gibi, resimden de 5 almam gerekliydi. 3 gün uğraşıp muzlar, elmalar, portakallarla dolu bir kaseye benzeyen bir şey çizmeyi başardım. aslında sadece kendimi kandırmıştım. hoca kesinlikle uğraşmadığımı öne sürüp 2 tane 45 verip bir dahaki sefere bütün derslere aynı hassasiyeti göstermemi isteyerek karneme resim dersini 2 düşürmüştü. dümdüz, inci gibi dişlerin arasında bir çürük olması gibiydi karne. 5'lerin arasında bir tane de 2 vardı. evdekiler önemsemedi tabii bu durumu "amaan ressam mı olacaksın?" dediler. hatta babam "siktir et resmi" dedi. fakat aile her şey demek değildi. hatta ösym için hiçbir şeydi... yarım saatte gidebileceğim ege üniversitesi'ni 0.2 puanla kaçırıp günde 5 saat yol çekmeme yol açan dokuz eylül'e yerleşmem bu resim olayının sonucuydu... surrealizm işte.

29 Ocak 2009 Perşembe

şiir albümü

dinleyici kitlesinin nasıl bir duygu yoğunluğuna sahip olduğunu merak ettiğim albüm türüdür bu sikindirik albümler. genelde kenar mahallelerin "delikanlı" aşklarını konu alan şiirlerden oluşurlar. çünkü halkın epik söylemlere ve aşk durumlarına bir açlığı vardır. ayrıca bu şiirler bayağılıklarıyla "yaşamın içinden" ve "sıcacık ve bizden"dirler genellikle. bu yüzden çok tutar. "bi tane daha patlat be ibrahim (sadri) ağbi" demek ister gibidir dinleyici. 1984'teki makinelerin yazdığı şiirler gibidir. hatta bir örnek:
"kestane ağacının altında sen beni sattın, ben seni..." bu kitabın sanırım en meşhur alıntılarından biri.
bunu uğur arslan söyleyebilir aslında. hiç de yadırganmaz...

kalıptır çünkü bu şiirler
kısa dizelerden oluşur
epik söylemi sağlamak için...
uzak durulasıdır
bir gün bitecek aşklar gibi

bakın ayaküstü yazdım bi tane... siz de yazabilirsiniz!!

9 Ocak 2009 Cuma

yaşar usta manifestosu

internet düzenleme sınırlamaları yasaları getirilsin

bakın böyle tiksinç ve saçma bir ad kullanıyorum çünkü forumlarda ve bloglarda falan saçma sapan şeyler yazıp sürekli dönen şeyleri tekrar eden insanların yaptıklarının ne kadar tiksinç bir şey olduğunu görmelerini veya en azından hissetmelerini veya gössetmelerini falan istiyorum. sanırım insanların işi gücü yok veya çok öküz bir hayat yaşıyorlar. yani 2009 yılındayız ve adsl denen şey yaklaşık 7-8 yıldır ortalıklarda ve hala bir foruma girdiğinizde dünyanın değişik ülkelerindeki değişik yasaları, yahudi paranoyalarını, aptalca powerpoint sunularını falan görüyorsunuz... anlamıyorum, insanları bu dar perspektife iten sebep nedir? hindistanda keçiyle ilişkiye giren -veya neden ilişkiye girsinler ki adam gelip keçiyi ikna mı etti? düpedüz becermiş işte hayvanı- adamın keçiyle evlendirildiğini artık anaokuluna giden çocuklar bile gidiyor olmalı... veya louisiana'da çim biçenlerin cinayetle yargılandığını öğrenmek hayatında eline silah almamış adamların dağlarda gerillaların karşısına salındığı bir ülkenin vatandaşlarına nasıl bir tatmin duygusu sağlıyor anlamak çok zor. veya sırf yalnızlığın kişinin yalnız olması gibi yüzeysel bir çıkarımı keşfedip -keşfetmek diyorum zaten bu yüzeysel tutumun mantıksal bir sonucu olacaktır bu keşif- "yalnızlık paylaşılmaz" diye bir powerpoint sunusu hazırlayıp bunu forumda veya bloglarda paylaşan insanların neden bu kadar büyük bir moronluk yarışında olduklarını anlamaya çalışmaktan zaten vazgeçtim. öte yandan hala süregelen bir forward'lı mail çılgınlığından bahsetmek bile istemesem de artık ivme kazandığım için söylemeden geçemeyeceğim. dünya üzerindeki arazilerin %75'inin yahudilere ait olduğunu uyduran adama söyleyecek hiçbir şeyim yok... o adam sıkıcı ofis saatlerinden kurtulmak için bir avuç gerizekalıyı kullanmaya karar vermiş zeki bir insan olmalı. sorun bunu herkese forward'layan insanlarda. böyle bir şeye inanmak için insanın nasıl bir aptallık veya saflık düzeyine sahip olması gerektiğini düşünüyorum bazen... bunu düşününce aklıma yahudi kökenli firmaların logolarının alt alta konduğu forward'lı mail'ler geliyor. bu yahudiler gelip hepimizin kafasına silah dayayarak hiçbir boka yaramaz insanlar olmamızı mı istediler? hayır! tam tersine onlar tarih boyunca sürekli katledildi, bütün hakları ellerinden alındı, 2. sınıf vatandaş değil 2. sınıf insan veya canlı muamelesi -2. dünya savaşı sırasında canlı muamelesi gördükleri bile söylenemez- gördüler... üstelik dünyanın en alakasız noktasında bir ülkesi var bu adamların israil diye... buna rağmen bize onların karşısında nal toplamak düşüyor mu? düşüyor. öyleyse neden suçlu olan gerizekalı forward'lı mail üreteçleri değil de bilimin, sanatın, edebiyatın, düşüncenin her dalında yırtınan yahudiler oluyor?
tabii söylemek istediğim yine bu değildi başta... ama mesajın alındığını sanıyorum. teknolojiyi böyle aptalca amaçları için kullanan insanlara siberaleme bir şey ekleme hakkı verilmemeli diye düşünüyorum ben. bunun için bir komite falan kurulsun mümkünse... buradan yetkililere sesleniyorum! ariel, milka, sprite falan hep yahudi malları! bunları protesto edelim. devlet milyar dolarlar verip bütün savunma sistemini israilden alırken müthiş bir etki yaratacaktır protestomuz.

17 Aralık 2008 Çarşamba

sims 3 türkçe çıksınmış

türkiyedeki bir sims sitesi sims3'ün türkçe çıkması için imza topluyormuş. buradan kendilerine bir tarafımla gülmek istiyorum! ulan hepiniz her türlü ankette, konuşabildiğiniz diller'in altında ingilizceyi de işaretlemiyor musunuz? lafa geldi mi çatır çatır ingilizce konuşuyordunuz noldu? çözemediniz dimi sims'i!!! adam işe gitti geldi karşına orhun yazıtları gibi bi yazı altında 3 seçenek cleanse funkotron, invent a new seductoliquid, cancel diye 3 seçenek çıktı (seçenekler sıçmasyondur) hep cancel'ı işaretledin dimi çakaaaaaal? yeri geldi arkadaşların yanına geldi delikanlılığa bok sürdürmemek için rastgele birini işaretledin kariyer seviyen yerle bir oldu dimi!!! yemezler koçum yemezler! oturup ağla şimdi veya sims3 türkçe çıkarsa orijinalinden 5 tane alcam diye adak ada! işte yalancılığın sonu! köftehor seni!!! emo seni!!!
buradan sizlere sesleniyorum: onun için imza toplayacağınıza çapraz koyulan eşyaların da sim'ler tarafından kullanılabilmesi için imza toplayın!

16 Aralık 2008 Salı

80'lerde gocuk olmak




80'lerde gocuk olan herkes hatırlar. eskiden ne güzeldi sobalı evlerde sobanın yanmadığı bir odadaki askıya asılmak, sonra dışarı çıkacak kişinin şanslı gocuğuysanız soba yanan, televizyonda ninja turtles seyredilen, çılgın atan disko gençliğinin anlamsız bir şekilde public enemy, manowar dinlediği odaya alınıp giyilip gitmek, evin bahçesinde reno toros, mekap ayakkabılar, kames toplar falan görmek, o sıcak mahalle bakkalından dehşet içinde şahit olduğunuz önce alışveriş sonra fiş geyiğinden sonra alınan finger bisküviyi döke saça yiyen nalet sahibinizin bisküvi kırıklarını ceplerinizde hisetmek cidden güzeldi... gocuğun gocuk olduğu zamanlardı o zamanlar... küresel ısınma falan bu kadar etkili değildi o yüzden sahibi ısıtmak maharet isterdi şimdiki gocuklara bakıyorum da 24 saat kaloriferin başındalar peeeh!!!

13 Aralık 2008 Cumartesi



bu resmin niteliği hakkında bir yorum yapmayacağım. beni ilgilendiren bu resmi ve altındaki yazıyı gazeteye basan habercilik anlayışı. "fenerbahçe lider olunca işlerim arttı" demiş kadın. acaba bu bilginin neyimizi ilgilendirmesi gerektiğini düşünerek yayınlamışlar merak ediyorum. mesela fuhuş yapan bir kadın yakalandı diyelim. bu bile başlı başına saçma gerçi ama onu kanunla falan kabul etmiş sayılalım. bu kadının fenerbahçe eşofmanı giymesi ve fenerbahçe lider olunca işlerinin açılmasının bizi ilgilendirdiğinin düşünülmesi fikrine nasıl katlanıp hala bu gazeteyi binlerce kişi almaya devam ediyor anlayamıyorum. tamam, kadın böyle bir açıklama da yapabilir gazetecilere fakat bu neden yayınlanır? demek ki okuyucu böyle şeylere rağbet ediyor. çok yazık.

biz nasıl bir milletiz? 2

anlamıyorum neden milletçe kendimize has bu kadar belirgin özelliklerimiz var? çok sevdiğimiz bir şey varsa o da fbi, cia, mossad gibi kurumlar hakkında atıp tutmak, onların çok güçlü olduğunu irdeleyip durmaktır. şöyle ki, 6 yaşındaki çocuktan 35-40 yaşındaki amcalara kadar herkes bu konuda ne kadar bilgili olduğunu ve olan biten her şeyin ne kadar farkında olduğunu son derece umursamaz ve soğukkanlı bir şekilde ortaya koyar. mesela birisi fbi hakkında bir şey söyledi diyelim. bu konuda atıp tutmanın sınırı yoktur bizde. fbi ajanlarının şu dakika kapıyı kırıp sen sims oynarken kollarını arkanda kelepçelemesinden tutun da bir koç yiğit, bir siteyi çökertti diye yine fbi'ın türkiye'ye internet erişim yasağı koymasına kadar değişik ölçülerde sallamak gibi bir zevkimiz olduğu aşikâr. burada sorgulamak istediğim fbi'ın bunları yapıp yapmayacağı değil, insanımızın neden bu konuda her şeyin farkında olduğunu kanıtlama gereği duyduğudur. örnek olarak şöyle bir yorumu paylaşmak istiyorum



burada büyük ihtimalle "misafir" bahsettiği amacın kendi de farkında değil çünkü gereksiz bilgiyi uzun uzadıya anlatırken asıl amaç dediği şeyi çok iyi bildiği izlenimini vermekle yetinmiş. burada bu amacı bilmek ya da bilmemek de önemli değil aslında. bu tavrı gösteren tek kişi de değil... hepimizin tanıdığı tonla insanın bu şekilde eğilimleri vardır. her ne kadar kimse böyle şeyler anlatan kişilere sesini çıkarmasa da bu durumun farkına varanlar ikiye ayrılır: farkına vardığının farkına varanlar ve farkına vardığının farkına varmayanlar. bu ikisinin ise iki ortak notktası vardır: birincisi tabii ki böyle bir ezik kompleksinin farkına varmak, ikincisi ise böyle atıp tutan arkadaşların hevesini kırmamak.
bu, diğer ülkelerin gizli servislerinin yapabileceklerini anlatmaktan zevk alan insanların kendi ülkelerinin istihbarat teşkilatları veya askeri örgütlenmelerinin yaptıklarını anlatmaktan da zevk alması durumu bambaşka bir yörüngeye sokan bir noktadır. yani aslında bu arkadaşlar için dış ülkelerin veya kendi ülkelerinin güç efsaneleri arasında fark yok. bu yüzden onlar için önemli olanın bunlar hakkında bilgi sahibiymiş gibi davranmak olduğu anlaşılabilir. fakat değil.
burada karşı tarafa asıl çaktırılmak istenen güce yakınlıktır. kişi karşı tarafa bu konularda aslında daha çok şey bildiğinin mesajını vererek güce ne kadar yakın olduğunu, kendisinin güçlüler dünyasından olduğunu belirtmeye çalışır. erkek kültü de diyebiliriz bu duruma. dikkat ettiğimizde bunları son derece umursamaz bir şekilde anlatan kişilerin kesinlikle güce tapan, kendisini sürekli ezen güçlere itaatte kusur etmeyen kişiler olduklarını görebiliriz. bunlar aynı zamanda fiziksel olarak da sürekli güçlü görünmeye çalışan kişilerdir çünkü derinden bir korku hissederler.
tabii bir güçten bahsedebilmek için bir nesneden de bahsedebilmek gerekir. çünkü güç ancak yöneltileceği bir nesne olursa var olur. işte bu yüzden belirli güç mitlerinin versiyonlarını yaratarak her fırsatta birilerini "korkutma" ihtiyacı hisseder bu kişiler. aslında bu durum da bizi yine sadomazoşist tarafımıza götürür. yani birisi giderek sapıttığımızı söylerse gerçekten haklıdır.

12 Aralık 2008 Cuma

biz nasıl bir milletiz?


dün kipa alışveriş merkezine gitmiştim. spor reyonundaki rafların birinde, dünyanın hiçbir yerinde satılmayan ürünler kategorisine giren top pompalarından gördüm (şu basketbol topu şişirmeye yarayan araçlardan) ve almaya karar verdim. fakat alışveriş merkezlerine dadanan birkaç barbar yaratık, kuzey denizlerindeki korsanlık aktivitelerinden ve artık amerikada saldıracak yerlinin kalmamasından fırsat bulmuş olacaklar ki salihli kipa'ya dadanmışlar. tam da makatlarının deliğine uyacak bir ürün ararlarken top pompalarının yanında pompanın ucunun topun sibobuna uyması için verilen metal iğnemsi parçayı beğenmişler belli ki. tabii barbar bunlar... öyle 1-2 taneyle yetinecek değiller. yani eve gittiğinde bidondan rom içip karısını çocuklarını döven barbarlardan bahsediyoruz... işte bu barbarlar, dağdaki mağaralarına gitmeden önce taa rafın en arka taraflarındaki sibop paketlerinden bile bu iğneyi çalmışlar.
sayın barbarlar;
buradan size sesleniyorum. ben ve beraberimdeki birkaç kişi annelerinizin mesleği hakkında uzun spekülasyonlarda bulunduk. eğer bu yazıyı okuyorsanız ve elinizde o iğnelerden varsa lütfen sert bir zemine dik konumda yerleştirip üstüne oturun. biliyorum sizi tatmin etmez ama böyle bir şeyi, üstelik 2 liralık pompanın içinden çalmayı, daha mantıklı bir zemine oturtamıyorum. sevgiler...

9 Aralık 2008 Salı

kendinizi özel hissetmeniz için bambaşka bir ürün

tamamen tarafımca kirletilmiş, bozulmuş, tekmelenmiş, yumruklanmış dünyanın en kirli laptop'ını satışa çıkarıyorum. bütün insanların her şeyin yenisini alıp kirlettikçe, eskittikçe deli gibi üzüldüğü bir dünyada bu hüznü yaşamamak için kaçırmamanız gereken bir fırsat. hatta temizleyip tamir edebilirseniz sevinebilirsiniz de! bu fırsatı kaçırmamak için yapmanız gereken şey çok basit: hemen benimle iletişime geçip 1500 euro'yu hazırlayın çünkü biliyorsunuz böyle özel duyguları yaşamanın bir bedeli vardır.


toshiba!! en sağlam marka. torunlarınıza bile kullandırabilirsiniz.


touchpad'in üzerindeki pisliklere ve kollarımın bıraktığı izlere dikkat


her toz zerresinde emeğin yansımalarını görmek mümkün


tuşların altına doluşan toz toprak ve ölü böceklerin klavyenin altında tampon bölge oluşturmasıyla artık geceleri evdekilerin beyinlerini zonklatan tuş sesine son


2 SÜPER HEDİYE!!!


lcd ekran, aldığı hasarlar sonucu artık göstermemeye başlamıştı... fakat bu bizi pes ettirebilir miydi? tabii ki hayır! önce monitörü üst kısmından sıkınca ekranın düzeldiğini fark ettim. sonrası ise bunu sürekli kılacak bir sistem kurmaktı. imdadıma annemin çamaşır mandalları yetişti! başta tek mandal yetiyordu ama daha sonra birkaç tane mandalı stratejik noktalara yerleştirmek gerekti. VE İŞTE MÜJDELİ HABER! bu mandallara hiçbir ücret ödemeden sahip olabileceksiniz!!!


VE 2. SÜPER HEDİYE: kesinlikle hiçbir yerde satılmayan, paha biçilemeyen bir adet mmc kart çevirici!!!

bütün bu sistem ve 2 muhteşem hediye sadece ama sadece 1500€!!!
Rukneddîn Cevdet Kekremsi... Sizi düşünür...

7 Aralık 2008 Pazar

kişisel bok çukuru okurlarının kafasını bozanlar kendileri kaybedecek

hepimizin bildiği gibi, kafa bozulması günümüzde çok sık karşılaştığımız bir sorun. bununla başa çıkmak ve zihninizi rahatlatmak için kafanızı bozan insanlara yapabileceklerinizin listesini çıkardık. işte intikam elementleri.

1- kocaman bir dildo alın ve aluminyum folyoyla sardıktan sonra hedefin çantasına koyun. güvenlik cihazlarından geçerken ciyak ciyak ötecektir ve paket açıldığında ta-taaa!

2- hedefin aracının altına motor yağı boşaltın. böylece kurbanınız aracının yağ sızdırdığını düşünecek ve onu her seferinde tamire götürecektir ve bunu sürekli yapmaya devam ederseniz yesyeni arabasını değiştirmeye bile varabilir.

3- harcayacağınız paraların üstüne cinsel içerikli mesajlar yazıp altına kurbanınızın telefonunu yazın.

4- 9 sayfalık saçma sapan bir yazı bulun ve bunu kurbanınıza arka arkaya fakslayın. en sonunda kurbanınızın kağıdı bitecektir. tabii kağıtta telefon numaranızın çıkmamasına ve caller id'yi kapatmaya dikkat edin.

5- (en süper olanı) köpek düdükleri vardır. sesini insanlar duymaz ama köpekleri deli eder. gece 2-3 gibi kurbanınızın evinin yakınlarına gidin ve bu düdüğü çalın. köpekler kafayı yiyecek, kurbanınız onları susturmak için uğraşırken siz de vencııınnss vencııııınnnss hahahahahahahahaaaa diye kahkahalara boğulacaksınız.

allah rızası için bu yazıyı okuyun ve tanıdığınız herkese gönderin

internette bu acayip diyalogları ve sözleri falan depolayan sitelerin birinde böyle bir yazıya rastladım. anlamayan olursa haber versin çevireyim kendilerine ve allah rızası için bunu tanıdığınız 41 kişiye gönderirseniz ipod kazanıyorsunuz...

I was sitting near this group of black guys at a table and they all had tucked in shirts and shit, looked educated, I think they were studying calculus or something and across from there, there was another table with a bunch of white guys, all ghetto looking, three of them wore fucking grills, sagging pants, and one was playing some 50 cent ringtone or some shit going "yeah boiiii" and one of the black guys in the table next to me muttered "fucking niggers"
I choked on my fucking jolt cola


http://qdb.us/?search=80675

6 Aralık 2008 Cumartesi

çizgi romanı bir boka yarar bir tür olarak görmeyeniniz veya gücünden haberi olmayanınız varsa mutlaka bu kitaba bir baksın. çizgi romanın çizgi film veya storyboard olmadığını anlamak için bile okunası bir kitap. zaten başındaki "önce yazı, sonra çizgi" uyarısı da bir şeyler anlatıyor bize. ümit kireççi tiyatroyla da ilgilenen biri olunca dramatik yazarlık ve çizgi roman yazarlığı arasındaki benzerliklere de değiniyor. aslında senaryo yazmayı düşünen birisinin yaratacağı durum ve karakterleri oluşturmadan önce bir bakması gereken kitaplardan. tavsiye ediyorum...